Ontolojik Bütünlük Nedir? Bir Filozof Olmadan Düşüncelerimize Yelken Açmak
İzmir’de, sıcak bir akşamüstü, kahvemi almışım ve kıyı boyunca yürürken kafamda tek bir soru var: “Ontolojik bütünlük nedir?” Hani bazen, birden bir kelime beynimize takılır ya, işte o anlardan biri bu. Neyse, bu sorunun hayatıma nasıl girdiğini anlatmak için biraz geriye gitmem gerekiyor. Geçen hafta bir arkadaşım bana, “Bu ontolojik bütünlük meselesini bir çözsen de, kafamızda bir şeyler yerine otursa!” dedi. Ben de tabii hemen cevap verdim: “Ya bu işin çözümü, belki de sadece bir iç sesin bütünlüğünü bulmakta yatıyordur.” Çünkü ontolojik bütünlük nedir, diye bir soruyla karşılaştığında ilk tepkiniz, mantıksal bir cevap vermek değil de, biraz da içsel bir kafa karışıklığına yol açıyor. Yani, bir anda felsefi bir odada mı hapsoldum, yoksa uzay-zaman bükülmesinde mi kayboldum, belli olmuyor.
Ontolojik Bütünlük Nedir? Felsefi Bir Cevap
Gel, önce kavramı biraz netleştirelim. Ontolojik bütünlük, felsefede “varlık” ve “varlıkların birbirleriyle olan ilişkileri” üzerine düşündüğümüz bir kavram. Yani, her şeyin birbiriyle uyumlu, bir bütün olarak var olduğunu kabul eden bir düşünce sistemi. Ontoloji, “varlık bilimi” ya da “varlık felsefesi” diyebileceğimiz bir alan. Kısacası, ontolojik bütünlük demek, var olan her şeyin bir arada anlamlı bir şekilde var olması anlamına geliyor.
Bu kavramı daha anlaşılır kılmak için hemen günlük yaşamdan bir örnek vereyim. Geçen gün, bir arkadaşım bana dedi ki: “Oğlum, geçen akşam bir pizza söyledik. Duyduğum en kötü şey ne biliyor musun? O pizza kutusunun üstünde hala ‘100% doğal’ yazıyordu! Bunu görünce bir anda dünyam yıkıldı, ya böyle bir şey olabilir mi?” O an ben de şaşkın bir şekilde bakarken, içinde bulunduğumuz sistemin ontolojik bütünlüğüne dair düşünmeden edemedim. Yani, pizza kutusunun üzerindeki yazı ile hayatın gerçekliği arasında ne kadar büyük bir uyumsuzluk var. O pizza kutusu diyor ki “tam doğal!”, ama içerik tamamen başka bir şey. Hah, işte tam burada ontolojik bütünlük devreye giriyor: Her şey birbirine uyumlu olmalı, ya da en azından bir uyumsuzlukla karşılaştığında, sistemin içinde bunun yeri olmalı.
Ontolojik Bütünlük: Hayatımızdaki Ufak Çelişkiler
Şimdi biraz daha derine inelim. Ontolojik bütünlük, her şeyin uyum içinde olduğu bir dünyayı ifade etse de, gerçekte hayat o kadar da pürüzsüz değil. Mesela geçen gün, bir kafede arkadaşlarımla oturuyoruz. Biri birden, “Ya bu son zamanlarda hayat çok karmaşık oldu, her şey birbirine giriyor!” dedi. O kadar doğru söylediki! Çünkü bu doğru bir gözlem. Hayat bir noktada bazen gerçekten bir ontolojik kaosa dönüşebiliyor. “Karmaşa” dediğimiz şey aslında ontolojik bütünlüğün bozulması değil mi? Yani, iş yerinde işler çok yoğun, evde başka bir derdimiz var, sosyal medyada neyin peşinden koştuğumuzu bile unuttuk. İşte tam bu noktada, içimdeki “felsefi ben” devreye giriyor. “Yahu,” diyorum, “belki de bu karışıklık, bir anlamda ontolojik bir dengeyi sağlayacak şekilde oluşuyor. Hem de biz farkında olmadan.” Tabii ki arkadaşlarımın “Senin kafanda bir iş var galiba” bakışlarını da es geçmiyorum, ama kimseyi kırmak da istemiyorum. Düşünceler bazen çok karışık, değil mi?
Ontolojik Bütünlük ve Kahvemin Soğuması
İzmir’de, bir kahveciye gidip de kahvenin sıcaklığını, içimdeki “bütünlük”le hissedebileceğimi düşünüyorum. Kahvem, aslında hayatın bir yansıması gibi. “Hayatın anlamı nedir?” gibi bir soruya “sıcak kahve” yanıtı vermek çok kötü olurdu, tabii, ama o anki sıcaklık, o anki içsel dengeyi bence bir şekilde yansıtıyor. Kahvem soğuduğunda, “ontolojik bütünlük” tamamen bozuluyor. Yani, bir şeyin anlamlı olması için, zamanla uyum içinde olmalı, ama kahvem o kadar da uyumlu olmuyor. Bu durumu neden bu kadar derinlemesine sorguluyorum, bilmiyorum, ama işte böyle bir an var. Hayat aslında bir kahve gibi: Ne kadar sıcak, ne kadar soğuk? Ne kadar uyumlu, ne kadar uyumsuz? Bütünlük, son tahlilde, zamanla değişiyor.
Günlük Hayatın Ontolojik Bütünlüğü ve İroni
Günlük yaşamın ontolojik bütünlüğü hakkında düşündükçe, gerçekten de her şey bir ironiye dönüşüyor. Şöyle ki, bir otobüse biniyorsunuz, ve her şeyin uyum içinde olacağını umarak, otobüsün hareket etmesini bekliyorsunuz. Ama tabii ki, bir anda şoför, trafik ışıklarında sıkışıp kalıyor ve herkesin moralini bozuyor. O an, otobüsün içerisindeki tüm insanlar birdenbire kendi dünyalarına çekiliyor. İronik değil mi? Bir anda o uyumlu bütünlük bozuluyor, ve her şey bir kaosa dönüşüyor. Felsefi açıdan bakarsak, belki de “ontolojik bütünlük” dediğimiz şey, zaten kaybolması gereken bir şey. Çünkü gerçek hayatın kendisi bir kaostur, hem de büyüleyici bir şekilde.
Bir arkadaşım, her şeyin mükemmel olmasını bekliyor, diyor ki: “Her şey uyum içinde olmalı. İnsanın hayatı gibi.” Ben de düşünüyorum, acaba gerçekten de öyle mi? Ya da hayatın kaotik yapısı, bir anlamda bize hayatın derinliklerine ulaşmamızı mı sağlıyor? Belki de ontolojik bütünlük, her zaman ulaşılabilir bir hedef değil. Gerçekten ulaşmak istiyorsak, bazen o kaosun içinde kaybolmak, yanlış kararlar vermek ve yanlış yönlere gitmek de bir anlam taşıyor. Bunu fark etmek, insanı aslında biraz da rahatlatıyor, diye düşünüyorum.
Sonuç: Ontolojik Bütünlük ve İnsan Zihni
Sonuçta, ontolojik bütünlük nedir sorusunun cevabı, biraz da bizim kafamızın içinde şekilleniyor. Dışarıdaki uyum, bir şekilde içsel dengeyi etkileyebiliyor. Ama bu dengeyi bulmak, ne kadar karmaşık olsa da, bir yolculuk gibi. Kafamda birkaç soruyla bitiriyorum: Ontolojik bütünlük, bizim içinde yaşadığımız dünyaya uyum sağlamak için mi var? Yoksa hayatın karmaşıklığını kabullenip, o karmaşanın içinde mi bir anlam bulmamız gerekiyor? Gerçekten de her şey uyum içinde olmalı mı, yoksa bazen kaos mu bizi ileriye taşıyor?
Ne olursa olsun, ontolojik bütünlük hakkında düşündüğüm her şeyin sonunda şunu fark ediyorum: Belki de her şeyin anlamı, aslında hiçbir şeyin mükemmel olmaması ve yine de bir arada var olabilmesi. Hadi şimdi, biraz daha kahve içeyim ve bu “bütünlük” meselesini kafamda çözmeye çalışayım. Belki de bir sonraki yazımda “İçsel karışıklıklar nasıl ‘tam’ bir yaşamı doğurur?” sorusunu tartışırım. Kim bilir?
Bu yazı, ontolojik bütünlük kavramını mizahi bir şekilde gündelik yaşamla ilişkilendirerek, okuru hem düşündürmek hem de eğlendirmek amacıyla kaleme alındı. Hem felsefi hem de komik örneklerle, ontolojik bütünlük üzerine düşüncelerimi paylaştım.